En Güzel Turkce Şiirler  ( 138431 marta o'qilgan) Chop etish

1 ... 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 ... 22 B


Ansora  04 Oktyabr 2009, 20:44:34

VEDA

 

Elimde, sükutun nabzını dinle,

Dinle de gönlümü alıver gitsin!

Saçlarımdan tutup, kor gözlerinle,

Yaşlı gözlerime dalıver gitsin!

 

Yürü, gölgen seni uğurlamakta,

Küçülüp küçülüp kaybol ırakta,

Yolu tam dönerken arkana bak da,

Köşede bir lahza kalıver gitsin!

 

Ümidim yılların seline düştü,

Saçının en titrek teline düştü,

Kuru bir yaprak gibi eline düştü,

İstersen rüzgâra salıver gitsin!

1923


Qayd etilgan


Ansora  04 Oktyabr 2009, 20:45:26

VE GELİR

 

Bu yurda her belâ içinden gelir;

"Hep"leri hep, hiçin hiçinden gelir.

Gelemez bir ithal malıdır akıl,

Kafdağından, Çinden, Maçinden gelir.

Dünküne eş, bugün küfür yobazı;

Bütün derdi festen, lâpçinden gelir.

"Allah vardır!" dersin; sorarlar: Niçin?

Sonra tokat, puta "niçin" den gelir.

Benim nur mayama pislik atanlar,

Şeytan, senin büyük elçinden gelir!

Biricik selâmet yolu tarihte,

"Sormayın, görmeyin, geçin!" den gelir.

Genç Osman'ı lif lif yolan o güruh,

Kahbe devşirmenin piçinden gelir.

Bir gün bu gidişle çatlarsa yürek,

Dile vurdukları perçinden gelir...

1964

 

Qayd etilgan


Ansora  04 Oktyabr 2009, 20:45:40

VEHİM

 

Her gün elim tokmakta,

Bir ân irkiliyorum:

Annem belki yatakta,

Annem belki toprakta.

 

Gün bitiyor şafakta;

Biliyor, biliyorum:

Tabut gıcırdamakta

Ve hevesler damakta...

1932

 

Qayd etilgan


Ansora  04 Oktyabr 2009, 20:45:59

VİSAL

 

Beni zaman kuşatmış, mekân kelepçelemiş;

Ne sanattır ki, her şey, her şeyi peçelemiş...

Perde perde verâar, ışık başka, nur başka;

Bir ânlık visal başka, kesiksiz huzur başka.

Renk, koku, ses ve şekil, ötelerden haberci;

Hayat mı bu sürdüğün, kabuğundan, ezberci?

Yoksa göz, görüyorum sanmanın öksesi mi?

Fezada dipsiz sükût, duyulmazın sesi mi?

Rabbim, Rabbim, Yüce Rab, âlemlerin Rabbi, sen!

Sana yönelsin diye icad eden kalbi, sen!

Senden uzaklık ateş, sana yakınlık ateş!

Azap var mı âlemde fikir çilesine eş?

Yaşamak zor, ölmek zor, erişmekse zor mu zor?

Çilesiz suratlara tüküresim geliyor!

Evet, ben, bir kapalı hududu aşıyorum;

Ölen ölüyor, bense ölümü yaşıyorum!

Sonsuzu nasıl bulsun, pösteki sayan deli?

Kendini kaybetmek mi, visalin son bedeli?

Mahrem çizgilerine baktıkça örtünen sır;

Belki de benliğinden kaçabilene hazır.

Hâtıra küpü, devril, sen de ey hayal, gömül!

Sonu gelmez visalin gayrından vazgeç, gönül!

O visal, can sendeyken canını etmek feda;

Elveda toprak, güneş, anne ve yâr elveda!

1982

 

Qayd etilgan


Ansora  04 Oktyabr 2009, 20:46:15

 

YÂR O Kİ...

 

Falan, dağın ardında;

Seslen, seslen, işitmez

Filân, toprak altında;

Gözyaşları diriltmez

 

Neye vardın, vardın da?

Ufuk varmakla bitmez.

Bir şey göster kadında,

Tılsımını eskitmez!

 

Yâr o ki, hep yâdında;

Ekslimez ve eskiltmez.

Murâdı murâdında,

Seni bırakıp gitmez.

1972

Qayd etilgan


Ansora  04 Oktyabr 2009, 20:46:29

YATTIĞIM KAYA

 

Bu akşam o kadar durgun ki sular

Gömül benim gibi kedere diyor.

İçimde maziden kalma duygular

Ağla geri gelmez günlere diyor.

 

Ey gönül, gidenden ümidini kes!

Kaçan bir hayale benziyor herkes,

Sanki kulağıma gaipten bir ses

Buluşmalar kaldı mahşere diyor.

 

Enginden engine koşarken rüzgâr,

Bende bir yolculuk heyecanı var...

Yattığım kayaya çarpan dalgalar

Çıkıver bir sonsuz sefere diyor.

1926

 

Qayd etilgan


Ansora  04 Oktyabr 2009, 20:46:48

YOLCULUK

 

Yolculuk, her zaman düşündüm onu;

İçimde bu azgın dâvet ne demek?

Oraya, nerdeyse güneşin sonu,

Uçmak, kayıp gitmek, kaçıp dönmemek.

 

Altımdan kaydırdı bir el minderi;

Herkes yatağında, ben ayaktayım.

Bir gece, rüyada gördüğüm yeri,

Gözlerim yumulu, aramaktayım.

 

Beni çağırmakta yabancı dostlar;

Bu dostlar ne güzel, dilsiz ve adsız.

Eski evde, şimdi bir başka ev var:

Avlusu karanlık, suları tadsız.

 

Her akşam, aynı yer, aynı saatta,

Güneşten eşyama düşen bir çubuk;

Yangın varmış gibi, yukarı katta,

Arkamdan gel diyor, sessiz ve çabuk!

 

Başım; artık onu taşımak ne zor!

Başım, günden güne kayıtsız bana.

Dalında bir yaprak gibi dönüyor,

Acı rüzgârların çektiği yana...


Qayd etilgan


Ansora  04 Oktyabr 2009, 20:47:06

YUNUS EMRE

 

Kaç mevsim bekleyim daha kapında,

Ayağımda zincir, boynumda kement?

Beni de, piştiğin belâ kabında,

O kadar kaynat ki, buhara benzet!

 

Bekletme Yunus'um, bozuldu bağlar,

Düşüyor yapraklar, geçiyor çağlar;

Veriyor, ayrılık dolu semalar,

İçime bayıltan, acı bir lezzet.

 

Rüzgâra bir koku ver ki, hırkandan;

Geleyim, izine doğru arkandan;

Bırakmam, tutmuşum artık yakandan,

Medet ey dervişim, Yunus'um medet!

1926

 

Qayd etilgan


Ansora  04 Oktyabr 2009, 20:47:23

ZEHİR*

 

Çocukken haftalar bana asırdı;

Derken saat oldu, derken saniye...

İlk düşünce, beni yokluk ısırdı:

Sonum yokluk olsa bu varlık niye?

 

Yokluk, sen de yoksun, bir var bir yoksun!

İnsanoğlu kendi varından yoksun...

Gelsin beni yokluk akrebi soksun!

Bir zehir ki, hayat özü fâniye...

Mayıs 1983

* Son Şiiri

Qayd etilgan


Ansora  04 Oktyabr 2009, 20:47:46

ZİNDANDAN MEHMED'E MEKTUP

 

Zindan iki hece. Mehmed'im lâfta!

Baba katiliyle baban bir safta!

Bir de, geri adam, boynunda yafta...

          Halimi düşünüp yanma Mehmed'im!

          Kavuşmak mı?.. Belki... Daha ölmedim!

 

Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,

Kırmızı tuğlalar altı köşeli.

Bu yol da tutuktur hapse düşeli...

          Git ve gel... Yüz adım... Bin yıllık konak

          Ne ayak dayanır buna, ne tırnak!

 

Bir âlem ki, gökler boru içinde!

Akıl, almazların zoru içinde.

Üstüste sorular soru içinde:

          Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?

          Buradan insan mı çıkar, tabut mu?

 

Bir idamlık Ali vardı, asıldı

Kaydını düştüler, mühür basıldı.

Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı

          Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;

          Bahçeye diktiği üç beş karanfil...

 

Müdür bey dert dinler, bugün "maruzât"!

Çatık kaş... Hükûmet dedikleri zat...

Beni Allah tutmuş, kim eder azat?

          Anlamaz; yazısız, pulsuz dilekçem...

          Anlamaz! ruhuma geçti bilekçem!

 

Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil;

Sayım var, maltada hizaya dizil!

Tek yekûn içinde yazıl ve çizil!

          İnsanlar zindanda birer kemmiyet;

          Urbalarla kemik, mintanlarla et.

 

Somurtuş ki bıçak, nâra ki tokat;

Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...

Yalnız seccademin yönünde şefkat

          Beni kimsecikler okşamaz mâdem;

          Öp beni alnımdan, sen öp seccadem!

 

Çaycı, getir, ilâç kokulu çaydan!

Dakika düşelim, senelik paydan!

Zindanda dakika farksız aydan

          Karıştır çayını zaman erisin;

          Köpük köpük, duman duman erisin!

 

Peykeler, duvara mıhlı peykeler;

Duvarda, başlardan, yağlı lekeler,

Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler...

          Duvar, katil duvar, yolumu biçtin!

          Kanla dolu sünger... Beynimi içtin!

 

Sükût... Kıvrım kıvrım uzaklık uzar;

Tek nokta seçemez dünyada nazar.

Yerinde mi acep, ölü ve mezar?

          Yeryüzü boşaldı, habersiz miyiz?

          Güneşe göç var da, kalan biz miyiz?

 

Ses demir, su demir ve ekmek demir...

İstersen demirde muhali kemir,

Ne gelir ki elden, kader bu, emir...

          Garip pencerecik, küçük daracık;

          Dünyaya kapalı, Allah'a açık

 

Dua, dua, eller karıncalanmış;

Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.

Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış...

          Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu

          İplik ki incecik, örer boşluğu

 

Ana rahmi zâhir, şu bizim koğuş;

Karanlığında nur, yeniden doğuş...

Sesler duymaktayım; Davran ve boğuş!

          Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!

          Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!

 

Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte!

Ölsek de sevinin, eve dönsek de!

Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!

          Yarın elbet bizim, elbet bizimdir!

          Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!

1961

 

Qayd etilgan